Aile Psikoloğu
Tel: +90 533 373 81 23
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/mylife.kocluk
Aile Psikolojik Danışmanlığı
Hamilelik, Depresyon, Aldatma, Cinsel Problemler, Şiddetli Geçimsizlik, Boşanma ve Sonrası
Bireysel Psikolojik Danışmanlık
Depresyon, fobi, Panik Atak, Travma, Stres, Öfke Kontrolü, Sınav Kaygısı, Takıntılar
Çocuk Psikolojisi ve Danışmanlığı
Hiperaktivite, Dikkat Eksikliği, Uyum Problemleri, Yeme Bozukluğu, Alt ıslatma, Tırnak Yeme, Depresyon, Fobi, Gelişim Psikolojisi
Psikolojik ve Danışmanlık Eğitimlerimiz
Öfke Kontrolü, Sınav Kaygısı, Eş Seçimi, Karakter Analizi, Anne Baba Tutumları, Aile İçi İletişim, Stresle Mücadele
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam13
Toplam Ziyaret84987
Site Menüsü

Bireysel Psikolojik Destek ve Psikolojik Danışmanlık Nedir?

Adalar Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

Yaşam Koçu Öğrenci Koçu Özel Ders Randevu,
Arnavutköy Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Avcılar Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Bağcılar Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Bahçeliever Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Bakırköy Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Başakşehir Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Bayrampaşa Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Beşiktaş Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Beykoz Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Beylikdüzü Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Beyoğlu Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Büyükçekmece Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Çatalca Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Çekmeköy Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Esenler Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Esenyurt Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Eyüp Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Fatih Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Gaziosmpaşa Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Güngören Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Kadıköy Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Kağıthane Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Kartal Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Küçükçekmece Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Maltepe Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Pendik Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Sarıyer Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Sancaktepe Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Silivri Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Sultanbeyli Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Sultangazi Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Şile Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Şişli Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Tuzla Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Ümraniye Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Üsküdar Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Zeytinburnu Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 

 

Davranış Problemleri

Çocuklarda Davranış Bozuklukları


Okul Öncesi Dönemde Gözlenen Davranış Bozuklukları: Tırnak Yeme : Tırnak yeme alışkanlığına 3-4 yaşından önce sıklıkla rastlanmaz. Ancak ender olarak 15 aylık gibi erken bir dönemde de görülebilir.Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarakkabul edilir. Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yetersiz ilgi ve sevgiyle sıkıntı ve gerginlik tırnak yemeye neden olan başlıca etkenlerdir.

Çocukların hemen yarısında görülen bu alışkanlığın kazanılmasında, aile içinde tırnak yiyen bir modelin çocuk tarafından taklit edilmesi de bir etken olabilir.

En etkili tedavi yöntemi, 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne ve baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Çocuğun bu alışkanlığı kazanmasına neden olan etkenler saptanarak konuya çözüm getirilebilir. Ancak çocuğun kendisini güvensiz hissetmesi halinde bu alışkanlığa yeniden başladığı görülmektedir. Çocuğun gururunu okşayarak, tırnak yemenin onu ne denli çirkin yapabileceği telaşsız bir biçimde anlatılmalıdır. Özellikle kız çocukları için manikür malzemesi alınarak, tırnaklarının manikürlü ve yenmiş biçimleri onlara gösterilmelidir.


KEKEMELİK

Ses, hece ve sözcüklerin tekrarı, uzatılması ya da konuşmanın akışını kesen duraksamlar şeklinde kendisini göstern bir konuşma bozukluğudur. Bozukluğun şiddeti kişinin içinde bulunduğu duruma göre değişir. Psikolojik streslerin yoğun olduğu durumlarda artar. Konuşma çok yavaş ya da çok hızlı olabilir. Genellikle şarkı ve şiiri kekelemeden söyleyebilir. Ağır durumlarda, tekrarlayan vücut hareketleri konuşmaya eşlik eder.


Hastalık genellikle 2-7 yaşları arasında başlar. Çocuklarda yaygınlık oranı %1’dir. Erkeklerde kızlara oranla daha sık görünmektedir. 2-3,5 yaşları arası kekemelik genellikle geçici olmatadır. Çocuklarda düşünce hızının , konuşma hızını geçtiği bu yaşlarda henüz yetersiz konuşma ile düşünce ifade edilememekte, bu nedenle konuşma bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Buna fizyolojik kekemelik denir. Bu durum her çocukta görülmemekte; ancak konuşma bozukluğuna yatkın olan çocuklarda rastlanmaktadır. Erken yaşlarda başlayan geçici kekemelik durumlarında aile, çocuğa düzgün konuşmak için baskı yapmamalı, çocuğun kendi konuşmasıa fazla dikkat göstermesine yol açılmamalıdır.


Oluş Nedenleri: Tam olarak bilinmemektedir. Kekemelik, çok etkenli bir bozukluktur. Oluşunda ailesel genetik bir yatkınlık olduğu kabul edilmektedir. Kekeme çocukların anne ve babalarında obsesif-kompulsif kişilik özelliklerine hatta nevroza sık rastlanmaktadır. Bu tür özellikleri olan yetişkin kişi, çocuğa küçük yaştan , düzen , temizlik, ve terbiye konularında ağır disiplin uygulamamkta ve yapısal, ailesel yatkınlığı olan çocuklarda herhangi bir etkenle kekemelik başlayabilmektedir.

Başlatan etken: Kekemeliğin başlamsında korku en büyük rolü oynamaktadır.

Gidiş ve Sonlanış: Genellikle kronik bir gidiş gözlenir. Zaman zaman düzelmeler olabilir. Hafif vakaların % 50-80’ni kendiliğinden düzelir. 4/5’nin ergenlik çağında geçtiği bildiren araştırmalar vardır.

Tedavi: Çocuğun düzgün konuşması için sürekli zorlanmaması, konurken sabırla dinlenmesi, konuşmasının kesilmemesi, alay etme, utandırma gibi durumlardan kaçınılması gerekir.

Ailenin aşırı titiz, denetimci tutumu gevşetilmelidir. Psikoterapi 8-9 yaşlardan küçüklerde oyun, daha büyük çocuklarda ise konuşma yoluyla olur. Tedavide amaç sadece kekemeliğin geçmesi değildir. Çünkü kekemelik inatçı ve süreğen bir belirtidir. Toplum içinde çocuğu güç durumda bırakır. Tedavi aynı zamanda çocuğun benlik saygısını korumaya yönelik olmalıdır. Genellikle bu çocukların önemli olumlu özellikleri vardır. Bunları bulup, ortaya çıkarmak, dikkatini ve ilgisini bu olumlu yönlere çevirmek, kekemeliğe önem vermemesi öğretilmelidir. Verilen önem azaldıkça kekemelik de giderek hafifler.

Konuşma Tedavisi (Speech Therapy): Konuşam tedavisi uzmanlarınca yapılır. 6-7 yaşından küçük çocuklara uygulanmışsa da yararı görülmemiştir.

UYKU BOZUKLUKLARI

Uyku insan ömrünün yaklaşık üçte birini kapsayan bir süreçtir. Çocukluk dönemlerinde uyku gereksinimi yaşa ve çocuğa göre değişir. İlk aylarda günlük ortalama uyku süresi 18-20 saat iken, 1 yaşında 14-16, 2 yaşında 12-14 ve 5-6 yaşlarında 10 saate iner ve erişkin düzeyine yaklaşır.

Fiziksel ve emosyonel yönden sağlıklı çocuklarda derin uyku görülür. Bunlardan herhangi birinde bir bozuklukta çocuğun uyku alması engellenir, uyku sorunları ortaya çıkar.

Uyku sorunlarını oluşturan nedenler çocukluk dönemlerine göre değişiklik gösterir:

· Oral dönemde uyku sorunlarına açlık, çocuğun hava yutmasının sebep olduğu gaz sancıları, bezin ıslak oluşu, aşırı sıcak çevrede bulunma, uyuma odasındaki alışkanlığın bozulması gibi fiziksel etkenlerle, annenin anksiyetesi gibi psikolojik etkenler de neden olur.

Oyun çocuğu döneminde ise, uyku bozukluğu çocuğun emniyeti ve güven duygusunu yitirmesi sonucu oluşur. Annenin çocuğu yatağa koyar koymaz odayı terk etmesi, Çocukta gereksinimleri olduğunda gideremeyeceği korkusu yaratır. Karanlıktan korkma, erken tuvalet eğitimi, anne yoksunluğu, hastalık ve diş çıkarma, uyuma ve uykudan sık sık uyanmaya etki eden diğer faktörlerdir.

3-5 yaş çocuklarda uyku bozukluğu nedenleri arasında kabus ve korkulu rüyalar en sık olanlardır. Çocuk bilinçli olarak uyanabilir ve anımsayabildiği düşlerden kaynaklanan korku durumundadır. Gerçekle hayali ayırt edemez. Bu durum kötü çevresel koşullar, korkutucu tv programları, anne yoksunluğu, cazalandırılma gibi nedenlerle oluşabilir.

· Daha büyük çocuklarda uyku bozuklukları, aile geçimsizlikleri, ailedeki maddi sıkıntılar, geç saatlere kadar tv izleme yada tv izlemenin kısıtlanışı, okul başarısızlıkları veya arkadaşları ile kavga v. gibi durumlara bağlı olabilir.

Belirti ve Bulgular:

Çocuğun uykuya yatırıldığında direnç göstermesi: Ortalama 8 ay civarındaki çocuklarda sık rastlanır. Çocuk anne babadan ayrılmamak için ağlar ya da uykuya uykuya yatırıldığında yemek yemek ya da oyun oynamak ister.

Geceleri uyanma: 8-9 ay arası çocuklarda sık görülen, aileleri oldukça üzen bir durumdur. Sıklıkla orta kulak iltihabı, diş çıkarma gibi fiziksel rahatsızlıklardan oluşur.

Bebekler normalde uykuda iken kıpırdayarak, gülerek, ağlayarak ya da bir takım sesler çıkararak yarı uyanık hale geçer ve rahatsız edilmediklerinde tekrar kendiliğinden uykuya dalarlar. Yalnızlık duygudsuna kapıldıklarında ise şiddetle ağlarlar. Ailenin telaşlı bir şekilde çocuğun odasına koşması doğru değildir, çünkü çocuk bunu ilerde dikkat çekmek için kullanabilir.

Tedavi:

Çocuklarda uyku sorunlarının giderilmesinde ailelerin sevgi ve disiplinli bir yaklaşım izlemeleri önerilir.

Çocuk uyandığında aile fertelrinden birini bulacağına emin olmalı.

Çocuk kendi yatağında uyumalı, uyuduktan sonra yartak değişikliği yapılmamalıdır.

Çocuğun günlük yemek, banyo, uyku saatleri düzenli olmalı.

Korkutucu hikayeler, tv programları izlememli,

Uykudan önce aşırı fiziksel aktiviteler önlenmeli.

Uykusu olmayan çocuk azarlanmamalı.

Uyku bozuklukları ileri derecede ve kronik ise patolojiktir, psikoterapi gerektirir.

Disomnia:

Bu kategoriye uyumakta güçlük çeken ve gece boyunca uyumakta zorlanan çocujlar girer. Uyuma zorluğu ve gece boyunca uyanma sorunları genellikle birlikte gözlenir. Bunlar daha çok çocuğun nöropsikolojik gelişiminde görülür ve daha sonra kendiliğinden kaybolurlar. Buna rağmen çocuğun özellikleri, kalıntısal ve çevresel etmenler de büyük rol oynar. 12-36 aylık çocuklarda yapılan araştırmada uyku sorunu olan çocuklarla normal çocukların gece boyunca aynı sayıda uyandıkları gözlenmiştir. Uyku sorunu olan çocuklar tek başlarına uyuyamadıklarından annelerini uyandırmaktadır. Diğerleri ise oyuncak ayılarına sarılarak ya da parmaklarını emerek tekrar uyumayı başardıklarından sorun yaşamamaktadırlar.

Gerçek uykusuzluk sorunu ile dikkat çekmek için yapılan taklitleri ayırt etmek oldukça zordur. Çocuğun mutlaka kontrolden geçmesi gerekir.

Parasomnia:

Uyurgezerlik ve kabuslar bu kategoriye aittir.

Uyurgezerlik:

Çocuk önce yatakta oturur. Gözleri görünüşte açıktır ama bir şey göremez.Genellikle çocuk yatağından kalkar ve yatağının etrafında dolanır. Bu olay en az bir kaç saniye en çok da yarım saat ve üstü sürer. Uyurgezer çocuk kendini iyi koordine eder ve güvendedir. Buna rağmen bir yere çarpabilir ya da merdivenlerden yuvarlanarak fiziksel bir zarar görebilir. Bu da hastalığın en tehlikeli yanıdır. 5 ile 12 yaşalarındaki çocukların % 15’I bu sorunla karşı karşıyadır. Ergenliğe doğru kaybolduu gözlenir.

Uyurgezerlik derin uykuda gözlenir (non REM). Bu hastalık daha çok merkezi sinir sisteminin olgunlaşmamasından kaynaklanan bir hastalıktır. Stresli, yorgun ve fiziksel rahatsızlıkların olduğu dönemlerde sıklaşır.

Kabuslar:

Uyku anında korku durumlarından oluşur. 3-6 yaş çocuklarında gözlenir. Bu korkurulu rüyalar REM uykusu sırasında görülür. Anksiyete kabusların başlıca nedenidir.

PARMAK EMME

Parmak emme, normal çocuklarda uterus içinde oluşan ve 3-4 yaşına kadar herhangi bir psiko-patolojik etken olmaksızın görülen bir olgudur. Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye bebeklerin çoğunluğunda görülmesinin en önde gelen nedeni, yeni doğan bebeklerin bu davranışı daha uterusta öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü refleksi emme refleksi olmasıdır. Nitekim ender olarak yeni doğan bazı bebeklerin kolunda ve parmaklarında görülen kabarcıklar bunun sonucu olmaktadır. Yaş ilerledikçe parmak emilmesi seyrekleşir ve sadece çocuk uykuya dalarken parmağı emer. Ancak bazı çocuklarda bu alışkanlık ısrarla devam eder ve psikolojik bozukluğun işareti olabilir.

Çoğunlukla anne babaları huzursuzluğa ve telaşa düşüren parmak emme olayı, bazı durumlarda daha yoğun ve sık biçimde görülür. Öyle ki bu durumlarda bebeğin parmağı zamanla aşınmaktan hassaslaşmaya, rengi de koyulaşmaya başlar. Yine bazı çocukların parmak yerine bileklerini emdikleri gözlenmiştir.

Parmak emme durumu 4 yaş üstü çocuklarda bazı özel durumlara tepki olarak ortaya çıkar. Örneğin, çocuk çok sinirli ya da yorgun olduğunda ya da sosyal yönden kendisini yalnız hissettiğinde ( kardeş kıskançlığı, çevre değişikliği vb.) parmağını emdiği görülür. Bebeklerin parmak emmeyi zamanla genelleştirdikleri, oyuncak bebeklerini, battaniyelerinin uçlarını ya da çeşitli eşyayı emmeye başladıkları dikkat çeker. Annelerin büyük bir çoğunluğu parmak emmenin açlıktan kaynaklandığını düşünürler. Oysa emme % 50’den % 87’lere varan yüksek oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür.

Bir yaş çocuklarını yarısı parmak emerler. 9. aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. “Rituel”adı verilen bu alışkanlık aylarca sürer. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocukta dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması, bazıları da zorlukla karşılaştıkları zaman utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmak emerler. Aileye parmak emmenin tamamıyla önemsiz olduğu, çocuğu bu alışkanlıktan vazgeçirmede ısrarlı bir tutum izlemenin yanlışlığı açıklanır. Örneğin çocuğun ellerini tespit etme ya da parmaklara acı sürmenin yanlış olduğu, çocukta daha fazla travma yaratacağı gibi. Araştırmalar en geç 5-6 yaşına kadar sona erdiği taktirde parmak emmenin zararını olmadığı, ancak süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceği kanıtlanmıştır. Parmak emmedeki sıklık oranı, çocuk okula başladığı sırada hızla azalır. % 2 oranında 6-12 yaşlarında kazanılmış bir alışkanlık olarak süregelir.

Sürekli parmak emme alışkanlığı psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir. Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın yapacağı en sağlıklı yaklaşım, olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenmekten kaçınarak, çocuğa bu alışkanlığın bebekçe bir davranış olduğunu, başkalarını gözünde hoş görünmeyeceğini basit bir dille anlatmaktır. Aile içinde sürekli aynı alışkanlığı konu edinerek dikkatleri çocuğun üstüne çekmek, bu nedenle telaşa ve gerginliğe girmek ve çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek yanlış ana-baba davranışları arasında sayılır. Çocuk uykudayken parmak emiyorsa parmak ağızdan çıkarılır. Çocuğun dikkati oyun gibi bir başka alana çekilir. Ailenin çocuğa daha fazla vakit ayırmaları önemlidir.

Okul yaşında parmağını emen çocuk, öğretmeninin uyarısı, anne-babanın eleştirisi, hatta arkadaşlarının alayları karşı bu alışkanlığını sürdürür. Bu durumda çocuğa yapılan olumlu yapılan olumlu tavsiye ve açıklamalarla psikolojik açıdan uyumunun sağlanması, sorunu ortadan kalkmasına neden olabilir.


Burada önemli olan, bir gerileme (regresyon) belirtisi olabilecek bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana-baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılmasıdır. Örneğin yeni kardeşin doğumu, çocukta bu tür alışkanlığın başlamasına neden olabilir. Cıvıldayan emekleyen parmak emip tırnak yemeğe başlayan çocuk, bu tür hareketlerle kaybettiği ilgiyi yeniden elde etmeye çalışır. Kardeş doğumundan önce çocuğun hazırlanması, kardeşinin varlığına karşın çocuğun statüsünün devam edeceği ve onun yerinin ayrı olduğu konusunda çocuğu ikna edilmesi, kardeşin yardıma muhtaç bir yakını olması nedeniyle elbirliği ile ona bakma gereğine çocuğun inandırılması ondaki gerginliği azaltır. Böylelikle gerginlikten kaynaklananlar da zamanla kaybolur.

Parmak emme yaş ilerledikçe azalır. İlk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır. Okul öncesi dönemdeki parmak emme durumunda gereksiz telaş yerine, olayın temelinde anne babanın da etkisi bulunduğu düşünülerek uzmanlarca sabırlı ve sürekli bazı eğitimsel önlemler uygulanmalıdır.

HİPERAKTİVİTE

Dikkat eksikliği –hiperaktivite bozukluğu bir hastalık durumu olmayıp çeşitli nedenlerden kaynaklanan bir davranış bozukluğu sendromudur. (Attetion Deficit Hyperactivity Disorder – ADHD ) Hiperaktivite emosyonel rahatsızlık, çeşitli nedenlerle ( genetik, anoksi, doğum travması vb. ) oluşabilen merkezi sinir sisteminin organik ve fonksiyonel bozuklukları, ya da yalnızca normal bir mizaç özelliğinin abartılması olabilir. Hiperaktif çocukların zeka düzeyi normal veya normale yakın olmasına rağmen bazı güçlükler yaşarlar bunlardan ayrıntılı olarak ileride bahsedilecektir. Hiperaktivite her iki cinste de görülmesine karşılık, erkek çocuklarda daha sıktır. Bazı istatistiklere göre okul çocuklarının % 5’i hiperaktiviteye rastlanmaktadır.

Hiperaktivite sorunu yaşayan kişilerin dikkat süreleri ile ilgili güçlükleri vardır; impulsive (dürtüsel) ve aşırı hareketlidirler.

Temel Belirtileri

Dikkat eksikliği

Hiperaktivite (Aşırı Hareketlilik)

İmpulsivite (Dürtüsellik- ataklık)

Belirtilerin klinik bir anlamı olması ve tanı kriterlerini karşılaması için dikkate değer bir sayıda olması ve kişinin işlevselliğini ciddi bir şekilde etkilemesi gerekir.

ADHD olan Çocuk Hiperaktiftir

Küçük çocuklar için hiperaktif görünmek normaldir. Yaklaşık üç yaşına kadar tüm çocukların hareketlilik derecesi artar. Bu yaştan sonra giderek azalır.

Bu çocukların doğmadan önce anne rahminde alışılmadık şekilde hareketli olduklarını saptayan raporlar vardır. Bunlar bazen çok fazla ağlayan, uyku düzeni bozuk olan, oldukça güç bebeklerdir. Belki de fiziksel temastan hoşlanmadıkları için, bebeğe ısınmanın güç olduğunu gösteren örnekler vardır.

Aşırı hareketli çocuklar, serbestçe etrafta dolaştırılmamalarına tahammül edemezler. Oturmaları söylendiğinde vücutlarını eğip bükerler, sağa sola dönerler, yerlerinde düzgünce oturmayıp kıvranıp dururlar. Akla uygun belli bir süre için bir işin başında oturtulmaları mümkün değildir. Bir işin başında oturma süreleri 10-20 saniyeyi bulmaz. Onları daha da çok hareketlendiren ve dağınık yapan önemsiz sesleri, gürültüyü bir yana bırakamamalarıdır. Onlar için her şey önemli düzeyde bir uyarandır ve hepsine tepkide bulunmak isterler. Bu önemsiz uyarıcılardan kurtulmak onlar için imkansız gibidir.

Dikkat eksikliği- Hiperaktivite Bozukluğu gösteren çocukların ana-babaları zaman zaman yorgunluk ve ümitsizliğe kapılmaktan şikayetçi olabilirler. Bu tanımlamaya giren çocukların büyütülmesi kolay ve zevkli olmayacağı için, ana-babaları güzel deneyimler yaşamayacaklardır. Bu çocuklsrın yaşıtlarına oranla daha hareketli olduklarını ve dikkatlerini yoğunlaştırmada güçlük yaşadıkları fark edilmiş olabilir fakat , sıklıkla güçlükleri okula girdiklerinde belirginleşir. Çünkü okulla birlikte hayatlarında ilk defa sessiz oturmaları, belirli görevlerle meşgul olmaları ve bunları tamamlamaları istenir. Bu durumda diğer çocuklarla farklı oldukları göze çarpmaya başlar.

Bu çocuklar okulda sıklıkla sıralarında oturmayan veya otursalar da uzun zaman orada kalmayan çocuklardır. Sürekli konuşan, bağıran, başkalarını rahatsız eden ve herkesi yaptığı işten alı koyan çocuklar olmaları muhtemeldir. Düzensiz olma, eşyalarını unutma veya kaybetme eğilimindedirler. Öğretmenler genellikle bu tür davranışları sinirlendirici bulurlar. Arkadaşları da zamanla bu çocukları rahatsız edici bulmaya başlarlar.

ADHD Olan Çocuklar İmpulsiftir (Dürtüseldir)

İmpusivite ya da diğer bir değişle davranışlarının sonuçlarını düşünmeden hareket etmeleri, atak olmaları büyük zorluklara yol açmaktadır. Ana-babalar, çocuklarını olası kazalardan korumak amacıyla her an tetikte olmak zorundadırlar. ‘Yol güvenliği’ buna verilecek klasik bir örnektir. Böyle bir çocuğun tek başına kaldırımda yalnız başına güven içinde yürüyebileceğine güvenemezsiniz. Çünkü çocuk dikkatini çeken birşeyi veya birini gördüğünde, trafiğe hiç dikkat etmeden karşıdan karşıya geçmeye çalışabilir.

Dürtüsellik, ayrıca sosyal yaşamda da zorluklara yol açmakta ve arkadaşlık kurmayı ve bunu devam ettirmeyi güçleştirmektedir.

ADHD Olan Çocuklar Dikkat Etme ve Dikkatlerini Sürdürme Konusunda Güçlük Çekerler

Bu çocuklar, impulsive ve hiperaktif davranışlarıyla akranları arasında sivrilip göze çarparlar; ancak daha da önemlisi, dikkat sürelerinin kısa olması nedeniyle çok daha geniş kapsamlı sorunlarla karşılaşırlar. Özellikle ‘öğrenme’ onlar açısından güçlük teşkil eder. Bir konuya konsantre olamazlar, hafızaları zayıftır. Öğrenme güçlüğü sadece akademik alanda değil motor beceriler (yüzmeyi öğrenmek, bisiklete binmeyi öğrenmek vb. ) ve pratik becerilerde de rastlanır.

Çoğunlukla eğitim ve sosyal becerilerle ilgili güçlükleri, neyin öğrenilmesi gerektiği konusuna dikkatlerini yoğunlaştıramamalarından kaynaklanır. Aslında çoğunlukla bu becerileri öğrenmeye muktedirdirler. Ancak dikkatlerini sürdürme konusunda kendilerine yardım sağlanıncaya kadar sanki bunları öğrenme becerileri yokmuş gibi görünürler.

Bir grup çocuklar da (ki bunların çoğunluğunu kızlar oluşturmaktadır), dikkati yoğunlaştırmadaki eksiklikleri nedeniyle fark edilemeyecek ölçüde siliktirler. Bunlar impulsif, hiperaktif veya saldırgan değillerdir.) Eğer bu durum fark edilir ve müdahale edilirse, bu çocuklar iyileşebilir. Bu çocuklar ADD’li olarak nitelendirilir. ( hiperaktivitesi olmayan ADHD’liler)

ADHD Olan Çocukların Arkadaş Edinme Konusunda Problemleri Olabilir

Bu çocukların çoğu arkadaş bulmakta zorluk çekerler ve buldukları arkadaşları da çoğu zaman ‘yanlış kişi’dirler. Yaşadıkları zorlukların çoğu, dikkat sürelerinin kısa olmasından ve dürtüsel davranmalarından kaynaklanır. Çünkü bu problemler, onların sosyal kuralları kolaylıkla öğrenmelerini ve anlamalarını güçleştirir. Bizim üstünde durmadan bildiğimiz konuları, onlar öğrenmek zorundadırlar. Ana-baba ve öğretmenler belirli stratejilerle bu çocuklara yardımcı olabilirler. Bu çocukların açık ve belirgin talimatlarla yönlendirilmeleri gerekir.

ADHD Olan Çocuklar Öğrenme Güçlüğü Çekebilir

Hiperaktivite, dürtüsellik ve uzun süreli dikkat yoğunlaştırmada yaşadıkları güçlükler çocukların öğrenme yetilerini ciddi derecede zayıflatır. Eğer çok parlak değillerse sınıfın gerisinde kalırlar. Bu çocuklar rahatsızlık verici davranışlarının yanı sıra, endişe verici ve cezalara ya da alaylara hedef olmalarına yol açan akademik sorunlarda yaratabilirler.

Bu çocukların önemli bir kısmının özel öğrenme güçlükleri de vardır. Çevrelerindeki sesler ve hareketler, zihinlerini kolayca dağıtır.

Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan bir araştırma, bu çocukların aşağıda belirtilmiş olan öğrenme problemlerini sergiledikleri öne sürülmüştür. Bu çocukların:

% 90’ı okulda yeterince üretken değildir.

% 90’ı okulda düşük başarılıdır.

% 20’si okuma zorluğu çekmektedir.

% 60’ı ciddi yazma güçlüğü çekmektedir.

%30’u okulu bırakmaktadır.

ADHD Olan Çocukların Evde Problemleri Olabilir

Bu çocuklar evde de problemler yaşayabilirler. Ana-babaları genellikle daha uygun davranışlar gösterebilmeleri için akıllarına gelen her yolu denemeye çalışır. Bu durum hem kişilerin hem eşyaların zarar görmesine neden olur.

Bu çocuklar genellikle diğerlerinden daha az uykuya ihtiyaç duymaları, herkesin kronik yorgunluk çekmesine ve ana-babaların kendilerine yeterince vakit ayıramamasına neden olur. Gevezelik, gürültü, hareket, ağız dalaşları ve eşyalara zarar verme, ana-babaların tarif ettiği aile tablosunun ayrılmaz ayrıntılarıdır. Çocukların neredeyse kırılmamış tek oyuncağı yoktur. Eşler arası sorunlar yaşanabilir. Kardeş kıskançlığı artabilir. Çocuklarının davranışlarından dolayı ana-baba, kendi arkadaş çevreleri ve aileleri tarafından dışlanmış hissederler.

Bu aileler arsında umutsuzluk, ortak duygudur. Buna ek olarak, kendilerini de suçlanmış veya kötü hissedebilirler. Çocuğun güçlükleri altında yatan neden tanındıktan ve teşhis konduktan sonra, ana-babalar büyük bir rahatlama duygusu yaşarlar. Aynı zamanda ele alınacak birçok konunun ve bulunacak birçok etkili çözümlerin varlığı gözle görünür hale gelir.

Konuşma ve Dil Becerileri

Birçok hiperaktif çocuk dili anlar ve iyi kullanır. Ancak onların, Bir iş üzerinde durma veya söylemek istedikleri şey üzerinde zihinlerini konsantre etme zorlukları olduğundan düşünüp söylemek istedikleri konuyu karıştırabilirler. Bu sebeple söylemek istediklerinin anlaşılması zor olabilir. Onların konuşması bilgi ve fikir alışverişinden ziyade size, karışıklık ve şaşkınlık içindeymişler gibi gelir. Buna konuşmaları çoğu kez hızlı olur. Onların kendilerini ifade de kelimeleri kullanmaları için teşvike ve cesarete ihtiyaçları vardır.

Anlama Becerileri

Bu çocuklar sessizce oturmadıkları, talimatları veya açıklamaları dinleyemedikleri, ve bir iş üzerine konsantre olamadıkları için anlama becerisi kazanmada güçlük yaşarlar. Onlar bir işi izledikçe o iş zorlaşır, ilgileri çabuk dağılır ve işlerinden ayrılıp başka işlerle yönelirler. Bu çocuklar, sakin oldukları zamanlarda daha kabiliyetli ve bilgili gözükebilirler.

Benlik Kavramı

Birçok hiperaktif çocuk kendilerini başarısız olarak görür. Onlar zorlukların kontrol edemedikleri davranışlarından kaynaklandığını bilirler. Bu durum onları hata yapma korkusuna sürükler. Çünkü onlar, gerçekten oyunlara katılıp oynamak ve diğer çocuklarla iyi geçinmek isterler. Onlar koşuşturdukça bir yerlere çarpıp sık sık yaralanabilirler ve bu hal de kendilerini yardımsız ve korumasız hissetmelerine neden olur.

Sosyal Beceriler

Hiperaktif çocuklar genel olarak büyüklere ve diğer çocuklara karşı arkadaşçadırlar ve onlar gibi olmak isterler. Büyüklerin sevgisini kazanmak için onlara yardım etmek isterler. Böylece başarılarını en iyi şekilde göstermeye çalışırlar.

Hiperaktif Çocuklara Karşı Neler Yapılı?

· Bakım verenlerin devamlı kontrolü ve güvenli ortam yaratması gerekir. Ev basit mobilyalarla döşenmeli, çocuk travmalardan korunmalı.

· Çocukların aşırı hareketlerini devamlı azarlayarak ve cezalandırarak bastırmak aktivitelerinin daha da artmasına neden olur ve çocuklardaki güven duygusunu zedeler.

· Uzun süreli oyunlar yerine, sık aralıklarla kısa süreli oyunlar oynatılmalıdır.

· Ev ortamında aşırı uyarandan kaçınılmalıdır. Örneğin Duvar kağıtları, perdeler ve örtülerin renkleri yumuşak tonlarda seçilmeli, merakı azaltmak için ev sade mobilyalarla döşenmeli.

· Yeterli sık aralıklarla çocuğun uyku ve istirhati yumuşak müzik dinletilerek sağlanabilir.

· Davranış olduğu anda cevap verilmeli çünkü bu çocuklar daha fazla ve çabuk ödüllendirilmeye ihtiyaç duyarlar. Verilen ödülden çok zamanlama önemlidir.

· Daha sık geribildirimde bulunulmalı davranışların sonuçları yansıtılmalı.

· Olumlu davranışlarını ardından daha fazla somut ödül verilmeli.

· Olumsuzdan çok olumlu yanıt kullanılmalı. Orta düzeyli cezalar (yoksun bırakma, ara verme, küçük bir ödülü iptal etme vb.) en son çözüm olarak yararlı olabilir. Fakat bunlar az ve sürekli olarak bir ödül programıyla birlikte kullanılmalı.

· Tutarlı olunmalı. Tutarlılık sürdürüldüğü taktirde bir iki hafta içinde değişimlerin başladığı görülür.

ENÜREZİS

TANIM

Sağlıklı çocukta idrar kontrolü, gündüz yaklaşık 2 yaşında, gece 3-5 yaşlarında başlar . çocukların işemelerini denetlemeleri için belli bir gelişim düzeyine ulaşmaları ve bu işlevi öğrenmeleri gerekir. Bu nedenle dört yaşına kadar altına kaçırmalar normal kabul edilir. Çocukların hemen hepsinin idrar ve dışkı kontrolünü kazandıkları 4 yaşından sonra hala alt ıslatmalarına ‘enüresis’ adını alır. Fonksiyonel enüresis ise 4 yaşından sonra organik bir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkan idrar kaçırmalarına verilen isimdir.

Enüresis, hem sık rastlanması, hem de çocuk ve ana baba için zor bir durum olması açısından tüm davranış bozuklukları içinde en önemlisidir.

SINIFLAMA:

Enürezis iki biçimde görülebilir:

Primer (birincil) enüresis: çocuk doğumdan itibaren hiç idrar tutmayı öğrenememiştir. Bu, sinir -kas kontrolünün gelişmesindeki gecikmeden kaynaklanabilir. Bu gecikme, anne babanın düzensiz yada yetersiz tuvalet eğitiminin bir sonucu olarak da oluşabilir. bu enüretik çocukların idrarlarını kontrol etmelerinde , anne babaların diğer çocuklara oranla daha az yardım gördükleri ya da hiç yardım görmedikleri saptanmıştır. Birincil enüresis zamanla kaybolur ve yavaş gelişen çocuklar, tuvalet kontrolünde arkadaşlarının düzeyine ulaşırlar.

Sekonder (ikincil) enüresis: mesane kontrolü geliştikten sonra bir gerileme söz konusudur. Eğer çocuğun istem dışı idrar kaçırmaları tuvalet eğitiminden sonra bir süre idrarını tutabilmeyi öğrenmesinden sonra olmuşsa sekonder enüresis denir. mesane kontrolü gelişmiş çocuklar , heyecanlı oldukları ve ya oyuna çok daldıkları zaman geçici olarak idrar kaçırabilirler. Ancak daha önce kuru olup daha sonra idrar kaçıran çocuklarda incelenmelidir. Sekonder enüresis tipik olarak yeni bir kardeşin doğumu ya da yeni bir eve taşınma gibi bazı ruhsal gerginlik durumlarında ortaya çıkabilir. Bu etkenler bir süre için daha olgunlaşmamış davranış biçimlerine dönmesine neden olur. Bazı uzmanlara göre, özellikle bu gerileme türü, çocuğun annesine olan öfkesinin sembolik bir ifadesi olarak yorumlanabilir. Bu sekonder enüresis tipinin psikolojik faktörlerle ilişkisi daha kuvvetlidir ya da organik faktörlerden diabetetes mellitusla ilgili olabilir.

Enüresis nocturna: İdrar kaçırma gece olursa enüresis nocturna denir.

Enüresis diurna: Gündüz idrar kaçırmaya denir.

Enüresis contiuna: İdrar kaçırma hem gece hem de gündüz olursa enürezis contiuna denir.

Fonksiyonel enüresis:4 yaşından sonra organik bir nedene bağlı olmadan ortaya çıkan idrar kaçırmadır. Fonksiyonel enüresiste tanı koyabilmek için beş -altı yaşlarındaki çocuklar için ayda en az iki, daha büyük çocuklar için ayda en az bir kere böyle bir olayın olması gerekmektedir.

EPİDEMİYOLOJİ:

Genelde 3-4 yaş çocuklarının %15 kadarı altını ıslatır, yani enüretiktir. Fonksiyonel enüresis 4-14 yaşları arsındaki çocukların % 10′unda görülür. 14 yaşından sonra bu oran %3′e düşer. Erişkin yaşına kadar bozukluğun görülmesi ender bir durumdur.

Prevelans 8 yaş civarında % 7 , ilerleyen her yaş için %1 civarında azalır.

Erkek- kız oranı: 1.4/ 1

İsviçre’ de yapılan bir araştırmada ( 7 yaş grubu kız ve erkeklerde ) %39 kız, %59 erkeklerde görülüyor. ( bunlar 1ml.den fazla idrar kaçırıyorlar)

Bunların % 61′i sadece gece idrar kaçırıyor,

% 17′si hem gece hem gündüz,

% 21′i gündüz idrar kaçırıyor.

Diğer bir kaynağa göre çocukların altını ıslatmaların %80′i gece (enüresis nocturna), %5′ i gündüz (enüresis diurna) görülmektedir. Bu oran okul çağında bir miktar azalmakla birlikte çocukluğun ortalarına, hatta ergenliğe kadar devam ettiği görülür. Her yaş için enüresis erkeklerde kızlara oranla iki kat daha fazladır.

Primer enüresis yatak ıslatma sorununun hemen hemen %75-80′ini oluşturur. Geri kalan %20-25 oranındaki enüresis, sekonder enüresis adını alır.

ETYOLOJİK FAKTÖRLER

Enüresis bir hastalık değildir. Bir çok etyolojik faktör düşündürecek bir semptomdur.

Buna genetik, psikolojik, sosyal faktörler, uyku durumu, geniş idrar volümü, küçük mesane kapasitesi , prematürite, konstipasyon( kabızlık) gibi faktörler neden olabilir.

Fizyolojik nedenler: İdrar yollarındaki anotomik ve fizyolojik bozukluklar , böbrek yetmezliği, orak hücreli anemi, diabetes mellitus, diabetes insipidus, spinal kord anomolileri ve gelişimsel bozukluklar organik nedene bağlı olarak neden olan enüresise neden olabilirler. Enüresise neden olan bir çok organik neden olduğu için fonksiyonel enüresis tanısı koyarken öncelikle organik nedenlerin dışlanması lazımdır. Bu organik nedenler , epilepsi, dibetes mellitus veya insipidus, üriner sistem malformasyonları ve ye enfeksiyonları ya da mesane kontrolünü güçleştiren nöromüsküler zorluklar olabilir.

Genetik: Bazı doktorların yaptığı çalışmalarda değişik oranlarda genetik faktörlerin etkili olduğu görülmüştür. Özellikle kromozom 13′teki dominant bir gen deki bozuklukların bu tür bir probleme yol açtığı görülmüştür.

Enüretik çocukların %75′inde birinci derece akrabalarında enüresis öyküsü olması, hastalıkta ailesel yatkınlığın önemli bir rolü olduğunu düşündürmektedir.

Ailevi eğitim: %20 vakada ailede enüretiklerin olduğu öğrenilmiştir.

Tuvalet eğitiminde hatalı tutum: Tuvalet eğitimi için en etkili yaş 1-3 yaş arasıdır. Daha önce yapılan eğitim. Çocuğun bu konuda fikse olmasına neden olur. Genç, deneyimsiz, sabırsız ve hoşgörüden yoksun olan annelerin ölçüsüz reaksiyonları enüresise neden olabilmektedir.

Psikolojik ve sosyal faktörler: Enüresise yol açan psikodinamik etkenler arasında ebeveynlerin denetimine direnme, heyecan ve gerginlik , kardeş rekabeti, sıkıntı karşısında ilk çocukluk dönemlerine gerileme (regresyon) sayılabilir.

Düşük sosyo-ekonomik yapılı ailelerde, aile içinde yeterli duygusal etkileşimden yoksun ,kavga vs. stresin yüksek olduğu ailelerde, nörotik ve uyumsuz çocuklarda daha fazla enüresise rastlanır. Çeşitli ruhsal etkenler enüresisin oluşmasında başlıca neden olarak sayılabilir. Alt ıslatma sorunuyla çocuğun duygusal dünyası arasında yakın bir ilişkinin olduğunu ortaya koymaktadır. Aşırı sevgi ve hoşgörü, yetersiz ilgi, kıskançlık gibi nedenlerden kaynaklanan gerileme davranışı, tırnak yeme, parmak emme gibi birtakım başka gerileme davranışlarıyla, bebeksi hareketleri ya da konuşmaları da beraberinde getirmektedir. Çocuğun duygusal dünyasını büyük ölçüde etkileyen ev ortamı, alt ıslatma konusunda büyük rol oynamıştır. Daha ayrıntıya inersek aileye yeni bir bireyin katılması(doğum), aileden birinin ölmesi ve ya okul, iş, gibi nedenlerle evden ayrılmasıdır.

Aile içi huzursuzluk, anne baba ilişkilerinde olumsuzluk, babanın çocuğa sert davranması, ona zaman ayırmaması, anneye bağımlılık, anneyle olan bozuk ilişkiler, ailenin koruyucu ve baskılı tutumu enüretik çocuklarda sık karşılanan çevre özellikleridir. Bunlar daha çok sekonder tip enüresiste düşünülür.

Uyku: Uyku çok önemli bir faktördür. Ailelerin açıklamalarına göre bu çocukların uykularının çok derindir. Genelde çocuk uyanıkken bu tür problemlerin görülmediği tarif edilmektedir.

EEG (uyku sırasında çekilen EEG) de bir uyku paterni esnasında önemli bir bozukluk saptanmamıştır.

İdrar volümü ve ADH (anti diüretik hormon): Bu çocuklarda(nocturna enüresisli)

İdrar volümü fazla dilüe ve fazla miktarda idrar yaparlar. Danis’in yaptığı bir araştırmada vazopressin diurnal ritmi ( günde iki kez kortizon sağlayan bir hormondur. Sabah 6, akşam 18.00 sıralarında salgılanır) bozuk olduğu görülmüştür.

Mesane kapasitesi: Bu çocuklarda mesane kapasitesinin küçük olduğu görülmüştür.

Prematüriti: Bu çocuklarda gün içinde idrar kaçabilir. Bunlarda minör nörolojik bozukluk saptanmıştır. Bazen de hiperaktivite bozukluğu da birlikte görülebilir( özellikle oyun çocuklarında).

Konstipasyon: Enüresisle birlikteliği çok sık olarak görülür. Etyolojide önemli bir faktördür. Mesaneye bası yaparak mesane kapasitesini küçültüyor(genişlemiş olan barsaklar mesaneye baskı yapıyor).

YAKLAŞIM

Alt ıslatma sorunu karşısında özellikle ilk çocukluk yıllarında tedaviden kaçınılmalıdır. Okul çağındaki çocukların hala alt ıslatmaları durumunda, anne babalar, çocuğun organik rahatsızlığı ya da duygusal sorunu olduğundan endişe ederek gerekli önlemleri almalıdır. Bu sorun önlem alınmadığı taktirde sadece anne baba çocuk ilişkiyi bozmakla kalmaz, çocuğun arkadaş ilişkilerini de olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle enüretik çocukların arkadaşlarına oranla daha çok duygusal sorunları vardır.

Alt ıslatma sorunu zamanla idrar kesesindeki olgunluğun gerçekleşmesi, tuvalet kontrolünün artması(sfenkterlerin kontrol edilmesi) ya da ruhsal zorlanmanın ortadan kalkmasıyla kendiliğinden kaybolur. Alt ıslatmanın ilkokul yıllarında hala sürmesi halinde, önce sorunun kaynağını saptamak amacıyla bu duruma yol açabilecek çeşitli etkenler araştırılmalı, varsa ortadan kaldırmak üzere yerine göre organik ya da psikolojik tedavi yoluna gidilmelidir.

Bu amaçla enüresisin tedavisinde organik nedenlerin araştırılması, uyku ağırlığının giderilmesi, ruhsal çatışmaların önlenmesi gereklidir.

AİLE VE ÇOCUĞUN DEĞERLENDİRİLMESİ

1.Anamnez alınır;

– enüresisin ne zaman geliştiği,

– başka belirtilerin eşlik edip etmediği,

– çocuğun gelişim düzeyi,

– çocuğun en büyük ilgi alanını, onun için en uygun ödül sistemini ve hangi davranışlarının nasıl değiştirilebileceğini sorgular.

2.Enüresisin paterni:Günde kaç kez olduğu, sıklığı, miktarı, birlikte oluşan başka bir şey var mı?

3.Çocuğun psikolojik hikayesi: Derslerle ilişkisi, oyunla arası nasıl?, özel bir problemi var mı?, emosyonel problemleri, arkadaşlık ilişkileri, top oynuyor mu?, oyuna çok dalıyor mu?, hayalperest mi? Gibi sorular aileye yöneltilir.

4. Aile hikayesi: Birinci derece yakınlarda bu tür problemleri olan var mı?

5. idrar hikayesi: İdrar yolu enfeksiyonu var mı?, idrarda kan görüldü mü?, renk değişikliği oluyor mu?, niteliğinde bir değişiklik var mı?

6.Gaita(kaka) özellikleri: Çocuğun kakası büyük mü?, kaka yapmadığı halde sarımsı bir sıvı geliyor mu?, çamaşırı kirli mi?, ağrıyla mı kaka yapıyor gibi konstipasyon( kabızlık) yönünde araştırma yapılır.

7. Uyku paterni: Uykusu nasıl?, derin mi?

8. Fizik muayene: Çocuğun abdomen(karın) , genital, perianal muayenesi yapılır. Anal refleksine bakılır( rectal tuşe ile nörolojik açıdan sfinkterin açılma-kapanması), üretra çıkış anamolisi var mı?

9. Laboratuar muayene: İdrar muayenesi yapılır. Genelde normal çıkar. Sadece konsantrasyonu düşük olabilir. Bazen kronik renal ( böbrek) hastalıklar, diabetus mellitus ve idrar yolu enfeksiyonları elenmelidir.

TEDAVİ

Kondüsyon tedavisi_ilaçsız tedavi_;

aile ve çocuğu desteklemek ve bilgilendirmek önemlidir. Bu hastalığın zamanla kaybolabileceği, diğer çocuklarda da bu tür problemlerin görüldüğü, hastalıkla ilgili diğer öğeleri açıklamak gerekir. aile ‘neden benim çocuğum?’ diye düşünebilir. Çocuğunun tembel olduğundan kaynaklandığını düşünebilirler. Bu hastalığın sıklığı, psikolojik, fizyolojik etmenler üzerinde bilgilendirilmelidir.

Örneğin, annenin psiko-pedegojik açıdan eğitilmesi ve yönlendirilmesinden sonra çocuktaki alt ıslatma durumunun ortadan kalktığı görülebilir.

Organik bir nedene bağlı olmayan enüresis vakalarında tedavi ve bakım çocuğun fizyolojik ve psikolojik gelişimine göre düzenlenir.

– çocuğun gündüzleri tuvalete seyrek aralarla gitmesi önerilerek mesane kapasitesi arttırılmaya çalışılır.

– Kuru kalması için cesaretlendirilir. Şiddet, zorlama ve cezalandırma yerine, kuru olduğu geceler için ve olumlu davranışları için ödüllendirilir.

– Çocuğa , geceleri sık sık tuvalete gitme alışkanlığı kazandırılır. Yatmadan 1 saat önceye kadar küçük miktarlarda sıvı alması önerilir. Gece boyunca uyandırılarak tuvaletinii kendi kendine yapması sağlanır. Bu süre içinde çocuğun uyanmış olduğundan emin olunur ve onunla konuşulur. Gece sık uyandırma mesane kontrolünü arttırır. Büyük çocuklarda çalar saat ile sorumluluğu kendine bırakmak, güven kazanması yönünden uygundur.

– Çocuğun uykusunun derinliğinin fazla olması nedeniyle enüresisin hangi saatte olduğu tespit edilmelidir. Genellikle bu saat birbirine yakındır. Bu saatlerde çocuk uyandırılır yada idrar yapması halinde çocuğu uyandıran alarm sistemleri geliştirilmiştir. Çocuk idrar yapmaya başlayınca zil çalar. Çocuk bu ses ile uyanır. Ve işleme inhibe olur. Bu deneyim tekrarlandıkça koşullu bir refleks oluşur. Bu sistemi kullanan çocukların anne ve babalarına başlangıçta çocuğu uyandırmak ve sakinleştirmek için yardımları gerektiği anlatılır.

– Çocuk altını ıslatmışsa temizliği, çamaşır ve yatak takımlarının değişimi kendisine bırakılır.

– Uygun yaklaşım gösterdiği halde başarılı sonuç alınamayan çok az orandaki vakalar, adolesans döneminden önce iyileşir. Etkili bir yaklaşım ile 6 ay içinde iyileşme bildirilmiştir.

Organik nedene bağlı enüresis vakaları, nedeni oluşturan bozukluğun tedavisini gerektirir.

Farmakoterapi

Enüretik çocukların tedavisinde çok yönlü bir yaklaşım izlenir. Ama hangi kombinasyonlardan oluşursa oluşsun, enüretik çocuklarda yanlış aile tutumlarının çok görüldüğünden ve bu çocukların benlik saygıları ve kendilerine güvenleri zedelenmiş olduğundan aile tedavisi ve bireysel psikoterapi kaçınılmaz önemdedir. Antidepresanlar verilir. Tedavide ayrıca (tofranil) imipramine olmak üzere ilaçların yeri vardır. Bunda amaç gece uykusunun hafiflemesidir. Çocuk yatmadan 1 saat önce verilir. Burada EEG sonucunda problem görülmediyse tofranil kullanılabilir.

Desmopressin acetate (DDAVP) minirin sprey vazopressin hormonunun diurnal ritmi bozulduğunda günde iki kez sprey şeklinde uygulanır.

Hipnoterapi: 9 aydan sonra uygulanabilir.

Konstipasyon tedavisi

Diyet

Hastaların hastalık tanısı 5-6 yaşlarında konulduğundan ve hastayla kooperasyon bu zamanlarda kurulabildiğinden tedaviye 7 yaşından sonra başlanır.

ENKOPRESİS (DIŞKI KAÇIRMA)

TANIM: Enkopresis, çocuğun anal sfinkterlerini kontrol edebileceği yaşa gelmiş olmasına rağmen istemli ve istem dışı olarak iç çamaşırını kirletmesi sosyal yönden uygun olmayan yerlerde dışkılaması şeklinde görülen bir bozukluktur.

Çocukların çoğu 4 yaş civarında tam bir bağırsak kontrolü kazanır.

Primer enkopresis:Çeşitli nedenlerle hiç tuvalet eğitimi almamış çocuklarda kontrol gelişmemiş olabilir, bu durumda dışkı kaçırmayana primer enkopresis denir.

Sekonder enkopresis:etkili tuvalet eğitiminden en az bir yıl sonra dışkı kaçırmaya denir.

Enkopretikler dışkılarını tutanlarla , dışkılarını kaçıranlar olarak ikiye ayrılır.

Dışkılarını tutan enkopretikler: aşırı miktarda dışkı biriktirir, sonra birdenbire boşaltırlar.

Dışkılarını kaçıran enkopretikler: külotlarını ve yataklarını kontrol dışı kirletirler

TANI

Bu tanıyı koyabilmek için çocuğun 4 yaş üzerinde olması, en az altı ay boyunca böyle bir olayın ayda en az bir kere tekrarlanması gerekmektedir. Bazı çocuklarda yine organik olmayan nedenlerle fekal retansiyon denilen dışkısını tutma durumu olur. Dışkı tutma eylemi uzun sürerse bir süre sonra taşma inkontinansı olur. Böyle durumlarda fonksiyonel enkopresis tanısı konmalıdır.

EPİDEMİYOLOJİ

Bazı uzmanlara göre genel nüfusun %3′ünün enkopretik olduğu tahmain edilmektedir.

Fonksiyonel enkoprezi, enüresiste olduğu gibi oğlanlarda kızlardan daha yaygındır; birincil ve ikincil olmak üzere ikiye ayrılabilir. enüresise göre görülme sıklığı daha az (5 yaş civarında %1) ama hastalığın seyri ondan daha inatçıdır. Yine de 16 yaşından sonra görülmesi enderdir.

ETYOLOJİ

Sıklıkla emosyonel nadiren de organik nedenler ile 4-9 yaş grubu çocuklarda görülmektedir. Emosyonel nedenler arsında kardeşin doğumu, hastalıklar, ayrılmalar, çevre değişiklikleri, aile bireylerinden birinin kaybı, uygun olmayan tuvalet eğitimi, aile içi çatışmalar , annenin aşırı titizliği, ailenin ilgisizliği gibi faktörler yer alır.

BELİRTİ VE BULGULAR

· Dışkı kaçırmak sıklıkla gündüz ve çocuk uyanıkken görülür.

· Enüresis, enkopresise eşlik eder.

· Enkopresisli çocukların çoğunda ağır ruhsal bozukluklar ve zeka gerilikleri vardır.

· Sosyal uyum bozuklukları,

· Güven duygusunda yetersizlik görülür.

TEDAVİ

Genellikle enkopresis tedavisinde üç temel kuramsal yaklaşım tıbbi, psikanalitik ve davranışşal tedavilerden biri uygulanır.

Tıbbi müdahale; uygun bir rejim ile birlikte dışkının kontrolü için lavman, laktasif, fitil uygulanarak, feçes ile doğrudan fiziksel kontrolü sağlanmaya çalışılır

Psikanalitik görüşe göre; iç çatışmaların bir belirtisi olarak değerlendirilir. Tedavi doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki grupta ele alınır.

Doğrudan tedavi; oyun terapisi, psikoterapi ya da grup terapisi yoluyla varılan tanı doğrultusunda sürdürülen tedavidir.

Dolaylı tedavi; aile terapisi, öğretmenle görüşme gibi çevre şartlarını iyileştirmeyi amaçlayan tedavi türüdür.

Davranışsal tedavi: esas çevrede yaratılacak olan sonuçların çarelerini bularak doğru tuvalet alışkanlığının sağlanmasına ve sürdürülmesine önem verilir.

Bakımda ,aileye enkopreasisin uzun süren tıbbi ve psikolojik tedavi planına aile ve çocuğun katılımını sağlayacak güven ve destek verilmelidir.

Bakımın en önemli yönünü tedavi programına ailenin de katılımının sağlanması oluşturur.

Düzenli bağırsak alışkanlığını kazandırıcı ve güçlendirici planlar açıklanır. Örneğin; çocuğun dışkılama hissi olsun olmasın belli aralıklar ile (günde 3 kez) tuvalete oturtulması ve dışkısını yapıncaya kadar beklenmesi, dışkısını yaptığı durumlarda ödüllendirilmesi gibi.

Çocukta stres faktörlerinin saptanarak minimuma indirilmesi, aile -çocuk ilişkilerinin olumlu yönde pekiştirilmesi,

Aşırı titiz ve sert tutumlardan kaçınmaları, çocuğu cezalandırma ve utandırma gibi negatif girişimlerde bulunmamaları,

Tedavi programının olayının şiddetine göre 6 ay -2yıl gibi uzun bir süre alabileceği ve sabırla sürdürülmesinin gereği açıklanır.

TİKLER

TANIM: Tik, birdenbire ortaya çıkan, hızlı ve ritmik olmayan motor hareketler

Ve ya ses çıkarma biçiminde olabilen, bir kas grubunun kalıplaşmış yinelenen istemsiz hareketlerine denir. tikler çoğu zaman kişi tarafından baskıya altına alınabilirlerse de genel olarak engellenemezler. Gerginlik sırasında çoğunlukla artar, uyku sırasında ise azalırlar. Okuma ve dikiş dikme gibi yoğun konsantrasyon gerektiren işlerde de azaldıkları olur.

EPİDEMİYOLOJİ

Oğlanlarda kızlardan üç kat daha fazla görülen tikler, en fazla 6-7 yaş arasında ortaya çıkarlar. Tiklerde belirli bir ailesel yatkınlık vardır. Çocuklarda görülme sıklığı %12-14 oranındadır.

ÇEŞİTLERİ

Hem motor hem vokal(ses çıkarma şeklinde) tikleri basit yada kronik ve geçici diye sınıflara ayırmak olanaklıdır.

Tik, bir aydan önce geçerse geçici tik, bir yıldan uzun sürerse kronik motor tik olarak tanımlanır.

En sık görülen motor tikler, göz kırpma, boyun atma, omuz silkme ve surat buruşturma;

En sık görülen basit vokal tikler; boğaz temizleme, hırıldama, horuldanma, koklama ve tıksırmadır.

Karmaşık motor tiklerin en sık görülenleri ise yüz hareketleri, kendine çekidüzen vermeye yönelik davranışlar, kendine vurma veya kendini ısırma, ayağını yere vurma, birşeyi koklamadır. Konu dışı sözcükleri yineleme, küfür etme(koprolali) ve kişinin kendi söylediklerini yinelemesi(palilali) ise en sık görülen karmaşık motor tiklerdendir.

ETYOLOJİ

Tiklerin etyolojisi aydınlanmış değildir. Ancak tik tanısının kesinleşmesi için hastada tike benzer belirtiler yapan psikoaktif madde entoksikasyonu, huntington koresi veya postviral ensefalit gibi bilinen bir santral sinir sistemi hastalığının bulunmadığının kanıtlanması gereklidir.

Tiklerin en önemli nedenlerinden biri de taklittir. Bazen küçük yaşlarda çocuklar anne, baba, öğretmen ve oyun arkadaşlarının birtakım hareketlerini taklit ederken onların bazı davranış kusurlarını edinebilirler. Daha sonra bunları alışkanlık haline gelir. Çocuğun başta birini sık sık taklit etmesi sonucu tekrarlama yoluyla kendinde tik gelişebilir.

Bu nedenler dışında kalan ve genel olarak ortaya çıkmasında rol oynayan ruhsal etkenlerin başında, erken yaşlarda başlayıp sürüp giden korku, tedirginlik, kaygı, gerginlik vardır .çocuklarda görülen diğer davranış bozuklukları gibi, tikler de çocuğun duygusal durumu , duyarlılığı, ana babasıyla ilişkileri ve çevresiyle bağlantılarıyla yakından ilgilidir. Yaşadığı çevre kavgalı, tedirgin ve güvensiz olan çocuklarda, başka bir deyişle, sürekli olarak çevresiyle çatışma içinde bulunanlarda, birden olan aşırı korku, coşkunluk, yorgunluk, öfke, acı gibi durumlar tik yaratabilir.

Kaner’e göre, tiklerde belirgin kişilik özellikleri;

· Belirgin şekilde huzursuzluk gösteren

· Fazla duyarlı,alıngan ve sıkılgan olan,

· Oldukça bencil,

· Çabuk heyecanlanan, kolayca kızan ve kırılan kişilerdir.

BELİRTİ VE BULGULAR

İstemsiz kas hareketleri: göz kırpıştırma, kaş kaldırma, boğaz temizleme, kuru öksürük, omuz silkme, dudaklarını büzme tarzındadır.

Ayrıca, utangaçlık, huysuzluk, kabus görme, tırnak yeme gibi belirtilere de rastlanır

TEDAVİ

Tiklerin tedavisinde çocuğa bireysel terapi, davranış tedavisi, aile danışmanlığı ve bazen ilaç uygulamaları bir arada sürdürülür.

Aile, okul ve okul çevresindeki olumsuz etkileri düzeltmeye yöneliktir.

Aile ve öğretmenlere çocuklara aşırı sert tutumdan kaçınmaları, çocuğun başarısızlığında nedenlerini araştırmaları, çocuğun güven duygusunu pekiştirici ve olumlu yönlerini ortaya çıkarıcı bir yol izlemeleri önerilir.

Çocuğun günlük yaşantısını büyük oranda etkileyen tiklerde ise; çocuğa psikoterapi ve ya davranış terapisi uygulanmalıdır.

Çok sayıda motor ve vokal tikin bir arada bulunduğu , bir yıldan fazla süren; tiklerin yerleşim yeri, sayısı, sıklığı ve şiddetinde zamanla değişikliklerin olmasıyla karakterize hastalığa Gilles de la Tourette sendromu denir. Bu sendromun tedavisinde haloperidol ve pimozid gibi antipsikotik ilaçlar oldukça etkilidir.

TEPİNME VE KATILMA NÖBETLERİ

TANIM: tepinme ve katılma bir gelişim bozukluğudur. 18 ay-4 yaş arası çocuklarda sık görülür. Bu yaş bir negatiflik ve bağımsızlık yaşıdır.

Çocuk, aç, yorgun ve çoğu kez de istediği yapılmayıp hüsrana uğradığı zaman bir reaksiyon olarak tepinme ve katılma nöbetini başlatır.

Tepinme ve katılma nöbetleri günde birkaç kez tekrarlanıyor ve okul yaşı ve sonraki dönemlere kadar sürüyorsa aile- çocuk ilişkilerini güçlendirme ve aile danışmanlığı gerektirir.

BELİRTİ VE BULGULAR

· Çocuk kendini yere atar ve tepinir,

· Bağırır, ağlar, soluğunu tutar, morarır,

· Soluk tutma aşırı olunca bayılma görülür,

· Çocuk disipline edilmeyen, her isteği yapılan tiptedir, kıskançtır,

· Açlık ve yorgunluk olabilir.

TEDAVİ VE BAKIM

· Tepinme ve katılma nöbetlerinin nedenine yönelik önlemler alınması aileye öğretilir. Aile-çocuk ilişkilerini güçlendirici açıklamalarda bulunulur.

· Nöbet esnasında ailenin kızgınlık göstermesi çocuğu korkutur ve aksi sonuç verir,

· Çocuğun yapacağı her hareketin kısıtlanması ters etki yaratır. Örneğin devamlı’ yapma’, ‘ elleme’ gibi olumsuz uyarılar,

· Oyun çocukları devamlı hareket halinde ve meraklı olduklarından çocukların çevresi tehlikelerden uzak biçimde düzenlenir.

· Tepinme ve katılma nöbetlerinin kayıtları tutularak ne zaman oluştuğu saptanabilir. Örneğin aç iken oluşuyorsa nöbet başlamadan önce çocuk beslenir.

· Çocuğu kimsenin olmadığı sakin bir yerde birkaç dakikalığına yalnız bırakmak faydalıdır.

· Aşırı şımarık çocuklarda disiplinli fakat sevecen ve sevildiğini hissettiren bir davranış yararlı olur.

· Nöbet oluşacağı anlaşıldığında çocuğun ilgisi başka bir alana yönlendirme önem taşır.

· Katılma ve tepinme nöbetleri çok sık ise ve gittikçe artıyorsa psikiyatrik tedavi gerektirebilir.

BAŞ VE VÜCUDU SALLAMA , YATAĞI SARSMA

TANIM: çocuğun kendisini, ritmik stereotipik hareketlerde bulunarak uyarmasıdır. Çocuklarda değişik yaş dönemlerinde görülebilen bu tür hareketler bir davranış bozukluğu olarak değerlendirilir. Sağırlık, körlük, emosyonel bozukluk veya ağır zihinsel özürlülük gösteren duyusal uyaranları yetersiz olan çocuklarda bu hareketlere sık rastlanır.

Ayrıca , fiziksel, nörolojik, psikiyatrik testlerle normal bulunan sağlıklı çocuklarda da görülebilir. Vücudu sallama, sıklıkla süt çocukluğu dönemi sonlarına doğru ortaya çıkar ve oyun çocukluğuna kadar sürer. Hareketler kendiliğinden azalabilir ya da okul döneminden sonra tamamen kaybolabilir. Baş ve ya vücudu sallama, yatağı sarsma hareketleri erkek çocuklarda daha fazladır ve çoğunlukla öyküde aile bireylerinde de bu tür hareketlerin varlığı saptanır.

Bu tür davranışların oluşumunu yorgunluk, stres gibi faktörler etkiler ve çocuğun uykusu geldiğinde ortaya çıkar, uykunun erken evresine kadar sürer, ancak gürültü gibi dıştan gelen uyaranlarla uykuda da görülebilir.

Hareketlerin başlangıcı oldukça hızlı ve şiddetli iken çocuk gevşedikçe azalır, stresle tekrar şiddetlenebilir. Bu hareketler çocuk için sakinleştirici olabilir ya da uterus içi bebeklik dönemi hareketlerine bir dönüş olabilir. Ritmik stereotip hareketlerin başlaması için bir uyaran gerekir. Örneğin, ikinci yaşta sallanma hareketleri sıklıkla dans ve müzik ritmine uyumludur. Ancak hastalık ve benzer durumlarda hareketleri kısıtlanan çocuklarda ( uyaran azalmasına rağmen) bu tür hareketliliği arttıkça davranışlarda gerileme gözlenir.

TEDAVİ VE BAKIM

Ritmik stereotipik hareketler stresten ve uyaranları algılama eksikliği veya yetersizliğinden kaynaklandığı için aile çocukta bu iki faktör üzerinde durulur.

Ailelere , bebeklik döneminde yaralanmaları önlemek için yastıklarla karyola kenarlarının desteklenmesi ve çocuğun gerginlik anlarında kendisini rahatlatmak için kullandığı bir mekanizma olduğunu tedaviye gereksinimi olduğu söylenir.

Hareketler okul öncesi dönemde de ısrarla devam ediyorsa çocukların muayene ettirilmesi doktora götürülmesi önerilir.

PARMAK EMME

Parmak emme, normal çocuklarda uterus içinde oluşan ve 3-4 yaşına kadar herhangi bir psiko-patolojik etken olmaksızın görülen bir olgudur. Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye bebeklerin çoğunluğunda görülmesinin en önde gelen nedeni, yeni doğan bebeklerin bu davranışı daha uterusta öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü refleksi emme refleksi olmasıdır. Nitekim ender olarak yeni doğan bazı bebeklerin kolunda ve parmaklarında görülen kabarcıklar bunun sonucu olmaktadır. Yaş ilerledikçe parmak emilmesi seyrekleşir ve sadece çocuk uykuya dalarken parmağı emer. Ancak bazı çocuklarda bu alışkanlık ısrarla devam eder ve psikolojik bozukluğun işareti olabilir.

Çoğunlukla anne babaları huzursuzluğa ve telaşa düşüren parmak emme olayı, bazı durumlarda daha yoğun ve sık biçimde görülür. Öyle ki bu durumlarda bebeğin parmağı zamanla aşınmaktan hassaslaşmaya, rengi de koyulaşmaya başlar. Yine bazı çocukların parmak yerine bileklerini emdikleri gözlenmiştir.

Parmak emme durumu 4 yaş üstü çocuklarda bazı özel durumlara tepki olarak ortaya çıkar. Örneğin, çocuk çok sinirli ya da yorgun olduğunda ya da sosyal yönden kendisini yalnız hissettiğinde ( kardeş kıskançlığı, çevre değişikliği vb.) parmağını emdiği görülür. Bebeklerin parmak emmeyi zamanla genelleştirdikleri, oyuncak bebeklerini, battaniyelerinin uçlarını ya da çeşitli eşyayı emmeye başladıkları dikkat çeker. Annelerin büyük bir çoğunluğu parmak emmenin açlıktan kaynaklandığını düşünürler. Oysa emme % 50’den % 87’lere varan yüksek oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür.

Bir yaş çocuklarını yarısı parmak emerler. 9. aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. “Rituel”adı verilen bu alışkanlık aylarca sürer. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocukta dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması, bazıları da zorlukla karşılaştıkları zaman utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmak emerler. Aileye parmak emmenin tamamıyla önemsiz olduğu, çocuğu bu alışkanlıktan vazgeçirmede ısrarlı bir tutum izlemenin yanlışlığı açıklanır. Örneğin çocuğun ellerini tespit etme ya da parmaklara acı sürmenin yanlış olduğu, çocukta daha fazla travma yaratacağı gibi. Araştırmalar en geç 5-6 yaşına kadar sona erdiği taktirde parmak emmenin zararını olmadığı, ancak süregelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceği kanıtlanmıştır. Parmak emmedeki sıklık oranı, çocuk okula başladığı sırada hızla azalır. % 2 oranında 6-12 yaşlarında kazanılmış bir alışkanlık olarak süregelir.

Sürekli parmak emme alışkanlığı psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir. Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın yapacağı en sağlıklı yaklaşım, olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenmekten kaçınarak, çocuğa bu alışkanlığın bebekçe bir davranış olduğunu, başkalarını gözünde hoş görünmeyeceğini basit bir dille anlatmaktır. Aile içinde sürekli aynı alışkanlığı konu edinerek dikkatleri çocuğun üstüne çekmek, bu nedenle telaşa ve gerginliğe girmek ve çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek yanlış ana-baba davranışları arasında sayılır. Çocuk uykudayken parmak emiyorsa parmak ağızdan çıkarılır. Çocuğun dikkati oyun gibi bir başka alana çekilir. Ailenin çocuğa daha fazla vakit ayırmaları önemlidir.

Okul yaşında parmağını emen çocuk, öğretmeninin uyarısı, anne-babanın eleştirisi, hatta arkadaşlarının alayları karşı bu alışkanlığını sürdürür. Bu durumda çocuğa yapılan olumlu yapılan olumlu tavsiye ve açıklamalarla psikolojik açıdan uyumunun sağlanması, sorunu ortadan kalkmasına neden olabilir.

Burada önemli olan, bir gerileme (regresyon) belirtisi olabilecek bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana-baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılmasıdır. Örneğin yeni kardeşin doğumu, çocukta bu tür alışkanlığın başlamasına neden olabilir. Cıvıldayan emekleyen parmak emip tırnak yemeğe başlayan çocuk, bu tür hareketlerle kaybettiği ilgiyi yeniden elde etmeye çalışır. Kardeş doğumundan önce çocuğun hazırlanması, kardeşinin varlığına karşın çocuğun statüsünün devam edeceği ve onun yerinin ayrı olduğu konusunda çocuğu ikna edilmesi, kardeşin yardıma muhtaç bir yakını olması nedeniyle elbirliği ile ona bakma gereğine çocuğun inandırılması ondaki gerginliği azaltır. Böylelikle gerginlikten kaynaklananlar da zamanla kaybolur.

Parmak emme yaş ilerledikçe azalır. İlk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır. Okul öncesi dönemdeki parmak emme durumunda gereksiz telaş yerine, olayın temelinde anne babanın da etkisi bulunduğu düşünülerek uzmanlarca sabırlı ve sürekli bazı eğitimsel önlemler uygulanmalıdır.

OKUL ÖNCESİ YAŞLARDA ( 3 – 5 ) BESLENME

Çocuk yakın çevresindeki bireyleri taklit eder. Ailenin sofra düzeni ve beslenme modeli çocuğa örnek oluşturur. Bazı yiyecek maddelerini sevmeyi ya da sevmemeyi öğrenir.

Okul öncesi çocuk yorgun ve uykusuz iken iştahsız olabilir. Devamlı iştahsızlık durumunda duygusal, somatik ve diyete ilişkin faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Oyun ve televizyon tutkusu sofra düzenini bozabilir. Yemek aralarında şekerleme, çikolata vb. gibi yiyeceklerin yenmesine engel olmak gereklidir. Üç yaştan sonra diş fırçalanmalıdır.

Çocuğun yemek yemede iyi alışkanlıklar kazanması, onun kişiliğinin gelişmesinde de yardımcı olur. Birçok ana – babalar , çocuklarına yemek yedirememelerinden , onların az yemelerinden yakınırlar. Çocuğa bu konuda bazı baskılar yaparlar. Bunlar , kişilik gelişimi yönünden, sakıncalı durumlar yaratabilir. Bu durumları şöyle açıklayabiliriz. Normal olarak çocuk acıktığı zaman yemek yer. Çocuk yemek yemede güçlük çıkarıyorsa , bunun bir nedeni vardır. Kimi durumlarda bu nedenler fizyolojik , kimi durumlarda da psikolojik kimi zamanda hem psikolojik hem fizyolojiktir. Hasta bir çocuğun yemeği reddi fizyolojik olabilirken , öfkeli ve sinirli bir çocuğun yemek yememesi psikolojik bir nedene bağlıdır. Ortada bir neden yokken , çocuğun yemek yemekte direnmesi, ana-baba kardeş gibi çevresindekilerle olan bir uyumsuzluğun nedeni olabilir.

Bu durumda ana-babanın takınacağı tutum çocukta yememekten doğacak sakıncalardan daha önemli sakıncaların ortaya çıkmasına neden olabilir. Çoğu kez , yemek yememe alışkanlığını kazanmış çocukların , ana babaları büyük bir endişeye kapılırlar. Yemek için çocuklarını zorlarlar. Kimi ana-babalar çocuklarına yemesi için yalvarırlar; hatta öyküler anlatma, armağan verme gibi davranışlarla işi rüşvete kadar götürürler. Çocuğun ebeveyninin kendisi için gösterdikleri bu duyarlılığı öğrenmesi , on da yemek yememe davranışını pekiştirir. Böyle bir çocuk bilinçli ya da bilinçsiz olarak ana- babasına istediğini yaptırmak için , bu yöntemi bir araç olarak kullanmak ister.

Yemek yemeyen bir çocuğu dövmeye kalkışmak da çocuğun , bu durumu , bir silah olarak kullanmasına neden olur. Ana – babanın dayağa başvurması , sabrının tükenmesinin ve çaresiz kalmasının bir sonucudur. Bu durum güçsüzlüğü simgeler ve çocukta üstünlük duygusu yaratır. En sonunda ana-babayı dize getirdiğini savunur ve yemek yememeyi bir alışkanlık haline getirebilir.

Dayak çocuğu öfkelendirdiği için çocuğun yeme isteğini büsbütün kapar. Bu yüzden dayaktan kaçınılmalıdır. Her ne biçimde olursa olsun çocuğa zorla yemek yedirmeye çalışılmamalıdır. Çocuk önüne konan yemeği yemeğe alıştırılmalıdır; yemiyorsa kaldırılmalıdır. Öğün aralarında , yeme isteğini giderici yemek yedirilmemelidir. Çocuk, belli zamanlarda yemek yemeye alışmalıdır. Yemeğini yemeyen çocuk , bir iki kez diğer öğüne kadar yedirilmezse, yemek yemeye başlar; fakat böyle yapmaz da arada aile bireylerinden biri tarafından abur –cubur yedirirse , çocuk eski alışkanlığından vazgeçmez. Ailedeki bireylerin hepsi bu kurala uymalıdır.

Tavsiyeler

Bir çocuğu cezalandırmak ve kontrol etmek için yiyeceği asla bir araç olarak kullanmayınız.

Çocuk büyüdükçe ve çok aktif oldukça gıdaya ilgi azalır veya bir içe kapanıklık sonucu olarak gıdayı reddedebilir.

Anne- babalar gıdayı vermede direnmemeli , çocuğun diğer duygusal gereksinimleri göz önüne alınmalıdır.

Saldırgan bir çocuk için yapılacak değişiklikler:Böyle bir çocuğa sofra adabı açık ve basit bir dille anlatılmalıdır. Eğer çocuk sofrada saldırgansa önce onun sakinleşmesini beklemeli sonra çocukla konuşulmalıdır.

Kaygılı çocuklar için yapılacak değişiklikler: İstediği kadar yemesine izin verilmeli ancak daha fazlası için zorlanmamalıdır. Baskı onun daha çok karşı gelmesine neden olur.

Çekingen çocuk için yapılacak değişiklikler: Çekingen bir çocuk bazı hallerde bir grupla yemek yemede rahat olmayabilir. Yemek yemeyi reddedebilir. Böyle zamanlarda çocuğa, belli zamanlarda yemek verilmeli ama yemesi için ısrar edilmemeli.

Belirti ve Bulgular:

· 6-7 aylıktan başlayarak görülebilir.

· Birkaç ay tartı artması durur.

· İleri derecede beslenme bozukluğu ortaya çıkabilir.

Çocuğun görünüşü sağlıklı olmasına rağmen aşağıdaki belirtiler gözlenir.

· Çevreye karşı ilgi azalır, odaya giriş ve çıkışlarda tepki azalması olur.

· Çocukta durgunluk görülür.

YALAN

Tanım: Sosyal bir davranış olan yalanın amacı, başkalarını yanıltmaktır. Ana – babalarının birçoğu çocuğun gerçeğe sadık kalmasını çok erken bir dönemde isterler. Oysa 3 yaş çocuğunun “ inanılmayacak öyküler” uydurması ve taklit oyunlarından hoşlanması doğaldır. Onların abartmaları ya da kuyruklu yalanları aldatma amacını gütmez. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği , görüp duyduğunu çarpıttığı için uydurur. Kimi ana baba çocuğun olmamış şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar. Oysa öykü uydurmak ve taklit oyunu yalan söylemek değildir.

Bazı çocuk psikologlarına göre ilk yalanın 6 yaş dolaylarında görüldüğünü belirtirken , bazıları 7 yaş öncesinde çocuğun yalan söylemediğini savunurlar. 3-4 yaş çocuğunun sık sık söylediği yalanlar gerçek anlamda yalan değildir, sahte ya da görünürde başka bir deyişle “sözde” yalanlardır. Görünürde yalan bazen oyun niteliği taşır. Çocuk çevresindeki kişiler ya da kendisiyle ilgili olaylara ince ayrıntılar katarak bunları süsler. Gerçeğe bu anlamda bağlı kalabildiği gibi, tümüyle başka bir olay da yaratabilir. Bu tür uygulamalar 7 öncesi çocuklarda sıklıkla görülür. Bu uydurmalar zamanla gelişebilir ve öykü gibi tamamlanabilir. Bu hayal gücü ürünlerinin özelliği ikinci bir kişinin yaratılmasıdır. Çocuk çoğunlukla kendisiyle aynı yaş ve cinsiyette bir kardeş , kuzen , arkadaş yaratır. Çocuk duygu ve deneyimlerinin bir bölümünü, sorumluluklarının bazılarını ona aktarır. Tek çocuk ya da kardeşleri kendisinden çok büyük olanlarda bu daha sıktır. Mesela: Oyun arkadaşı olmayan bir çocuk kendisiyle aynı yaşta sembolik bir arkadaş yaratır. Çocuk kurduğu hayalleri gerçek gibi kabul eder. 6 yaş öncesinde çocuk yalan söylediğinin farkında değildir.

Tedavi :

· Öykü uyduran çocuğu engelleyici hiçbir girişimde bulunmamak gerekir. Aynı zamanda onunla alay edilmemelidir. Bu durum onu hayal kırıklığına uğratabilir. Zaten 4 yaşına doğru çocuk artık arkadaşından pek söz etmemeye başlar. Bazen anne ve baba arkadaşı sorduğunda “öldü” diye cevap verir.

· Yalan ilk beş yıl bir problem oluşturmaz. Ancak 6 yaş civarında çocuğa yalanın doğru olmadığı , ahlak kurallarına aykırı olduğu anlatılmalı ve çocuğa iyi örnek olunmalıdır.

· 4 yaşına geldiğinde yalan salt övünmekten öte bir amaçla söylenmişse , düş gücü ürünü ya da bir şaka değilse , o zaman annenin çocuğa , eğer doğruyu söylemezse ona ne zaman inanacağını bilemeyeceğini söylemesi yeterlidir. Sert cezalardan kaçınılmalıdır.

· Küçük çocuğun sözde yalanları ahlaki bir hata gibi görülmemelidir. Önceden çocuğa doğru söylemenin övülmeye değer bir davranış olduğu anlatılmalıdır.

ÇALMA – HIRSIZLIK

Tanım: Çocukta doğuştan mülkiyet kavramı yoktur. Çevresinde gördüğü hoşuna giden ya da gereksinme duyduğu eşyayı çocuk kendine mal etmeye ya da düşünmeden kullanmaya girişir. Mülkiyetin anlamı çocuğun gelişimine uygun olarak ailece kendisine aşılanmalıdır. Küçük yaşlarda çocuklar tarafından başkalarına ait olan bir şeyi izinsiz alma davranışına sık rastlanır. Ancak bu tür eylemleri “ çalmak” anlamında kabul etmemek gerekir. “Çalma olayı çocukta 5 yaşına kadar bir sorunoluşturmaz.” İki yaş çocuğunda sahiplik kavramı yoktur. “ senin, benim, onun” yoktur. Her şey onundur. Çocuk giderek kendinin olanla , olmayanı ayırt etmeye başlar. Ama bencil tutumu uzun süre değişmez. 3-4 yaş çocuğu şekercide şekeri kimseye sormadan avuçlar. aldığını avucunda sıkı sıkı tutar, elini de arkasına saklar. Gözden kaçmayan suçlu bir görünümü vardır. Başka bir deyişle sormadan alınmayacağını bilir ama alma isteğine karşı koyamaz. Gezmelerden cebinde kendinin olmayan oyuncaklar ve parlak nesnelerle döner.

Gözlemlere göre öteden beri aşırmalar 5 ile 8 yaş arasında oldukça sıktır.

Tedavi:

· Çocuk başkalarına ait olan şeyleri alamayacağını öğrenmelidir. Bunu öğretmenin en iyi yolu çocuğun kendisine ait eşyaları almasını sağlamak ve yeterince büyüyünce kendisine harçlık vermektir. Çocuğun ayrı odası ve çekmeceleri olması da tercih edilen bir yöntemdir.

· Ana babalarında çocuklarına iyi örnek olmak için başkalarına ait olan şeyleri izinsiz almamaları gerekir. Hatta çocuğa ait olan eşyaları iznini isteyerek almaları da etkili bir yöntem olabilir.

· Çocuk kendisine ait olamayan bir eşyayla eve döndüğünde ebeveynler : çocuğu korkutmadan , “hırsız! Niye çaldın, senin neyin eksik ?” gibi sözler kullanmadan , oyuncağın geri verilmesi en doğru çözüm yoludur.

Çocuk gereksiz yere suçlanmamış ama davranışı da onaylanmamış olur. Sonunda kazançlı çıkmayışı da bu davranışın yinelenmesini daha az çekici duruma getirir.

SALDIRGANLIK

Tanım: Saldırgan çocuk , ruhsal sorunları nedeniyle , yaşıtları ve genel olarak çevresiyle uyumlu ilişkiler kuramayan çocuktur. Aşırı geçimsizdir, ilişkileri gergin ve sürtüşmelidir. Parlamaya hazır ve kavgacıdır.

Çocuklukta sık görülen, itişip kakışma , ara sıra geçimsizlik ve kavgalar , bir çocuğu saldırgan olarak tanımlamaya yetmez. Burada söz konusu olan, tutum ve davranışta süreklilik gösteren saldırganlıktır. Genellikle erkek çocuklar daha saldırgan olurlar. Çocuğun içinden gelen saldırganlığı, başlangıçta bütün çıplaklığı ile dışa vurur. Çocuk kızgınlığının zararsız , kimi zamanda sevimli görülmesi, aldatıcıdır. İstekleri engellenen çocuk , daha bebekliğinde amaçsız diyebileceğimiz bir öfke tepkisi gösterir. Ağlar , tepinir, Altını ıslatır, terler , soluğunu tutar, morarır.

Çocukta güven duygusu geliştikçe, beklemeyi ve tepkisini dizginlemeyi öğrenir. Gereksinimleri doyuruldukça yatışır. Bir yandan da saldırganlığını oyuna aktarır; bastırmak zorunda kaldığı dürtülerine boşalım alanı sağlar. Önündeki örneklere göre , dürtülerine ket vurmaya , davranışlarını onlara uydurmaya çalışır.

Aile ortamının sağlıksız oluşu, daha pek çok küçük yaştan , çocuğun saldırgan tutumu benimsemesine yol açar. Aşağıdaki örnek, bu görüşü kanıtlayan pek çok aile öyküsünden biridir:

Bir anaokulunda, beş yaşında bir erkek çocuğun saldırgan davranışları öğretmenleri hem şaşırtıyor hem de tedirgin ediyordu. Çocuk her gün arkadaşlarından birini ya da birkaçını dövüyordu. Hiç kışkırtma olmadan çocukları itip düşürüyordu. Burnu kanayan, dudağı yarılan arkadaşları için üzüntü göstermediği gibi , bir de karşılarına geçip gülüyordu. Oyunlarını bozuyor, ellerinden oyuncaklarını alıyordu. Öğretmenlerin denediği hiçbir yaklaşım sonuç vermemişti. Anneye durum bildirilmiş , ruh hekimine gitmezlerse, çocuğu okulda tutamayacakları söylenmişti. Ruh hekimine giden anne okuldan bildirilenleri doğruladı. Evdeki davranışların daha da kötü olduğunu belirterek , söze başladı. Evde , annenin yapma dediklerini inadına yapar, annenin kızdığı şeyleri gözünün içine baka baka yinelermiş. İstediği olmayınca bardakları, tabakları kırarmış. Ablasının kitaplarını, defterlerini eğlence olsun diye yırtarmış. Ne tatlı sözden , ne de dayaktan etkilenmez; annesi döverken, ya karşı gelir ya da dayak yerken gülermiş. Anneyi kızdıracak şeyler yapmaktan özellikle hoşlanırmış. Komşu çocuklarıyla geçinemez, gücü yettiğini dövermiş.

Şaşkın ve çaresiz kalan anne, çocuğuyla başa çıkamadığını, ona yalvardığını, oturup ağladığını ya da babasıyla korkuttuğunu belirtti. Özellikle, çocuğun hayvanlara karşı acımasız davranışı anneyi çok üzüyordu. Geçmişte iki kedi yavrusunu boğmuş, civcivleri diri diri sobaya atmıştı. Bir iki kez de kibritle oynarken perdeleri tutuşturmuş ve evi yanmaktan zor kurtarmışlar. Anne, çocuğunun amcası gibi bir ruh hastası olmasından korkuyordu. Aile, öyküsünden annenin bu konuda hiç haksız olmadığı anlaşılıyordu: karı koca arasında sürekli kavga ve geçimsizlik vardı. Birkaç kez ayrılıp bir araya gelmişlerdi. İlişkileri, düzelecek yerde kötüye gidiyordu. Öfkeli ve kuşkulu olan baba, sık sık yolculuğa çıkıyor, eve dönüşünde karısını önemsiz nedenlerle dövüyordu. Annenin yalvarmaları sonuç vermiyor, öldürüleceğinden korkup bir iki günlüğüne komşulara sığınıyor sonra eve dönüyordu. Bütün bu olaylar çocukların gözleri önünde oluyor, onlar da bir köşeye sinip kalıyorlardı.

Evlilik süresince, haftada en az bir kez yinelenen bu olayların çocuklar üzerindeki etkisi şöyle olmaktadır: Abla korkak, çekingen, içine kapanık ve başarısız bir öğrenci olup çıkmıştı. Erkek çocuk ise saldırganlığı kendinden güçsüzlere aktarmak yolunu seçmişti. Böyle bir ortamda büyüyen çocuğun geleceğini kestirmek hiç de güç olmasa gerek.

Saldırgan çocuk doyumsuzluğunun ve sevilmediğinin bilincinde değildir. Sevilmek, benimsenmemek gereksinimlerinin karşılanmadığını görerek umudunu yitirir. Bununla birlikte bu istek ve gereksinimler bilinç dışında etkisini sürdürür. Çocuk kendisindeki bir kusur ve eksiklik nedeniyle, itildiğini ve sevilmediği duygusunu iyice pekişir. Cezalandıkça bu suçluluk duygusu , bir süre için yatışır. Artık suçunu ödemiştir ve yeni bir saldırgan davranışa hazırdır. İtildikçe, ana babaya yaklaşmak, onlarca sevilip benimsenmek eğilimlerini içine gömer. Yalancı bir güven ve bağımsız bir tutum takınır ( Yörükoğlu, 1998, s. 347-349).

Çocuklarda Öfke Nöbetleri

Tanım: Öfke , bireyin isteklerinin maddi ve manevi bir engele uğramasıyla ortaya çıkar. İstekleri yerine gelen kimsede öfke oluşmaz. Ne zaman ki bireyin temel gereksinmeleri, bir başkası tarafından engele uğrar o zaman öfke nöbetleri görülür. Ruhbilimcilerin dediklerine göre insanlar, özellikle onuruna dokunuldukları, küçük düşürüldükleri, yahut istediğinden yoksun bırakıldıkları zaman öfkelenirler. Öfke , kişiliği zedeleyen bir davranıştır. Öfke sırasında bireyin yaşama uyumu zorlaşır. Çocuklar öfkelenince bağırıp çağırmanın yanı sıra tepinirler ve kendilerini yerlere atarlar.

Çocukta öfke , küçük yaşlarda görülür. Elinde oynadığı oyuncağı alınan çocuğun bağırıp tepinmesi öfke belirtisidir. 3 – 4 yaşındaki bir çocuk “kendini dünyada en önemli varlık” olarak görür. Buna “ ben merkezcilik” denir. Çocuk bu zamanda her şeyin, kendisi için olduğunu kabul eder. Karşısına engel çıktığında öfkelenir.

Tedavi:

· Her öfkelendiğinde istediğinin yapılması çocuğun bunu alışkanlık haline getirmesine neden olur.

· Öfke, düşünme sürecinin oluşumunu durdurur. Bu nedenle, kimidurumların öfke anında çevrelerindeki nesneleri kırıp parçaladıkları görülür. Çocukları öfkelendirmenin , öfkeyi bir alışkanlık haline getirmenin en önemli sakıncası budur. Çocuk her zaman, düşünerek hareket etmesini öğrenmelidir.

· Öfke sırasında ceza vermekten kaçınılmalıdır.

ÇOCUKTA İNATÇILIK

Tanım: İnatçılık çocukta benliğini gösterme gereksiniminin bir belirtisidir. 3-4 yaşına geldiğinde dünyada başka insanlar da olduğunu, onların isteklerini yaptıklarını görür. Bu zamanda çocukta kendisinin büyükler gibi olması gerektiğini anlar ve bağımsız hareket etmeye başlar: yap! Denileni yapmaz , yapma! Denileni yapar. Bu durum ortalama 3-4 yaşlarındaki bir çocuk için normal bir olgudur. Kız çocuklarda daha erken görülebilir.

İnatçı çocuk , saldırganlığını pasif direniş yoluyla açığa vuran çocuktur.

Belirti ve Bulgular:

· İnatçı çocuğun genel tutumu çoğunlukla gergin anne – çocuk ilişkisinin bir sonucudur ve başlangıcı özerklik dönemine rastlar.

· Annenin tuvalet eğitimi veya yemek konusundaki çok katı ve ısrarcı oluşu çocuğu pasif direnmeye götürür.

· Yemekte nazlanarak , oturağına oturtulunca dışkısını tutarak anneye direnir.

Ana çocuk arasında bu dönemde başlayan savaş başka alanlara da sıçrayarak sürüp giderse ortaya inatçı bir kişilik çıkar.

Tedavi:

· Anne baba çocuğa ne çok baskı ne de aşırı hoşgörüde bulunmamalıdır.

· Çocuğun inatçılığını dayakla bastırmaya çalışmak doğru değildir. Bu çocuğa daha çok zarar verir.

Çocukta inatçılığın gelişmesini önlemek için eğitimciler şu önlemlerin alınmasını salık vermektedirler:

1) Çocuğun inatçılık yaratmasını sağlayacak durumları yaratmaktan kaçınmak.

2) Çocukta inatçılık belirtileri görülünce çocuğun üzerine fazla gitmemek, ailede fazla baskı, yasak olmamalı,

3) Çocuğun ilgisini başka bir konu üzerine çekmeye çalışmak gerekir.

4) Çocuğun inadı uğruna ailede bir değişiklik yapılmamalıdır.


KAYNAKÇA

Yavuzer, Haluk ( ). Çocuk Psikolojisi. İstanbul: Remzi kitabevi,

Yörükoğlu, Atalay (1994). Çocuk Ruh Sağlığı. İstanbul: Özgür yayınevi, 19. Baskı, s.418.

Öztürk, Orhan (1997). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Medikomat, Hekimler Yayın birliği, 7. Basım, s. 567.


Sağlıklı bir evlilik geçirmeniz dileğimizle. Aile Terapistleri

 Online Destek Hattı : +90 544 724 36 50 

Bireysel Psikolojik Destek ve Psikolojik Danışmanlık Nedir?

Adalar Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Arnavutköy Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Avcılar Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Bağcılar Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Bahçeliever Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Bakırköy Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Başakşehir Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Bayrampaşa Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Beşiktaş Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Beykoz Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Beylikdüzü Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650

 
Beyoğlu Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Büyükçekmece Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Çatalca Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Çekmeköy Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Esenler Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Esenyurt Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Eyüp Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Fatih Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Gaziosmpaşa Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Güngören Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Kadıköy Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Kağıthane Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Kartal Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Küçükçekmece Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Maltepe Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Pendik Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Sarıyer Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Sancaktepe Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Silivri Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Sultanbeyli Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Sultangazi Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Şile Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Şişli Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Tuzla Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Ümraniye Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Üsküdar Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650


Zeytinburnu Psikolojik Danışmanlık Merkezleri Psikologlar Pedagoglar Psikologlar Cinsel Terapistler Aile Terapistleri Evlilik Terapistleri Psikolojik Danışmanlar Randevu ve İletişim Telefonları:Tel:0216 347 6003 & 0533 3738123 & 05057675885 & 0544724 3650